Basında Biz - Mario Levi: Göç, Ait Olunan Topraklardır


Yeditepe Üniversitesi’nde KEKAM Söyleşileri kapsamında “Göçün Edebiyata Yansıması” konulu bir söyleşi gerçekleştirildi. Söyleşide konuşan yazar Mario Levi, “Göç matem demektir, göç yastır, sadece kayıp değil, ait olunan topraklardır. Ait olunan topraklar, hayattır. Biz yazarlara, o hafızanın izini sürmek, o hatıraya sahip çıkmak düşüyor” dedi.

Yeditepe Üniversitesi Küresel Eğitim ve Kültür Araştırmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin (KEKAM) düzenlediği “KEKAM Söyleşileri” kapsamındaki “Göçün Edebiyata Yansıması” konulu söyleşi, üniversitenin 26 Ağustos Yerleşimi’nde gerçekleştirildi.
Söyleşide konuşan Yeditepe Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü Öğretim Görevlisi ve KEKAM Danışma Kurulu Üyesi, Yazar Mario Levi, kendisini birebir göçün sonucunda ortaya çıkmış bir yazar olarak gördüğünü ifade eti. Göçün beraberinde getirdiği hüzün duygusunun insan karakterini nasıl inşa ettiğine ve buradan yola çıkan edebiyata dikkat çeken Mario Levi, “Göç matem demektir, göç yastır, sadece kayıp değildir, ait olunan topraklardır. Ait olunan topraklar hayattır. Biz yazarlara o hafızanın izini sürmek, o hatıraya sahip çıkmak düşüyor” dedi.
 
Mario Levi: Bir Tarafımız Hala İspanya’da
“Endülüs’ten göçtüğüm doğrudur, atalarım 1492 yılında İspanya’dan buraya geldi. Bir tarafımız hala İspanya’da” diyen Mario Levi, bu göç sırasında ciddi bir dil ve kültür aktarımı olduğunu anlattı. Kendi kuşağına kadar birçok kişinin hâlâ, 15. Yüzyıl’ın yani Cervantes’in İspanyolcasını konuştuğunu ifade eden Mario Levi, “Anahtar” hikâyesini dinleyicilerine şöyle aktardı:
“Göçten sonra, 300-400 yıl boyunca göçen ailelerin evlerinin bir çekmecesinde bir anahtar saklanırdı. O anahtar neydi biliyor musunuz? İspanya’daki evin anahtarıydı, ‘Bir gün döneceğiz’ düşüncesinin anahtarıydı. Ev kalmamış ama anahtar kalmış. Neden biliyor musunuz? İspanya’da 800 yıl yaşadıktan sonra sürgüne gönderildiler.”
 
Goularas: Göç Hikayeleri, Hüzün Hikayeleri
KEKAM Müdürü ve Fransızca Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Doç. Dr. Gökçe Bayındır Goularas da, Türkiye-Yunanistan nüfus mübadelesi konusundaki araştırmalarıyla ilgili bilgiler verdi. Mübadele konusunda her iki tarafta da çok benzer anlatımların-yazımların yanı sıra farklılıklar olduğuna işaret eden Doç. Dr. Goularas, “Göç hikayeleri hüzün hikayeleri. Hiç kimse doğduğu toprakları terk etmek istemiyor. Bu nedenle çok fazla, abartılı hikâyelere de rastlıyoruz. Sembolize etme, ikonlaştırma, hüzünden ve travmatik göçten kaynaklanıyor” diye konuştu.
Doç. Dr. Gökçe Bayındır Goularas, insanlık tarihi kadar eski bir konu olan göçün, aynı zamanda insanlık tarihini belirleyen bir olgu olduğunu, bunu en iyi örneklerinin edebiyatta görüldüğünü ifade etti.
 
Prof. Dr. Göbenli: Göçmek Benim için Sürgünle Eşdeğer
İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü Başkanı Prof. Dr. Mediha Göbenli de, 1980 yılında ailesiyle birlikte Almanya’ya göç eden bir çocuk olduğunu anımsatarak “Kavram olarak göç, göçmek benim için sürgünle eşdeğerdir. Her zaman bir mecburiyetten doğmuştur. İnsanlar alışık oldukları kültürleri bırakıp başka bir kültüre göçmez” dedi. Almanya’ya yapılan ilk göçlerin geçici işçi statüsünde yapıldığını, Almanya tarafından da birkaç yıl için planlandığını anlatan Prof. Dr. Göbenli, ancak bu politikadan, Almanya için de rantabl olmaması nedeniyle vazgeçildiğini, işçilerin Almanya’ya yerleşmeye başladığını belirtti.

Basın Yansımaları: hurriyet.com.tr | dha.com.tr | mynet.com