Ana içeriğe atla

KIBRIS BARIŞ HAREKATI'NIN 45. YIL DÖNÜMÜ KUTLU OLSUN

KIBRIS HAREKATI’NIN 45. YILINDA DOĞU AKDENİZ’DE BARIŞ VE GÜVENLİK

Soğuk Savaş dönemi sonrası değişen küresel ve bölgesel toplu durum, Doğu Akdeniz bölgesinin yeni bir deniz etkileşim havzası olarak önemini artırmıştır. Doğu Akdeniz Bölgesi, Arap Baharı ve 2011 Suriye İç Savaşı’na ABD ve Rusya’nın müdahalesi ile yeni bir sürece girmiştir.  Yunanistan ve GKRY’nin Avrupa Birliği’ne üye olması sonrasında Kıbrıs ve Doğu Akdeniz’de uluslararası hukuka aykırı olarak başlattıkları petrol ve gaz arama faaliyetlerine karşılık, Türkiye’nin GKRY ile birlikte sondaj faaliyetlerini harekete geçirmeleri yeni bir gerginliğin habercisi olarak yorumlanmıştır. GKRY’nin tüm bu girişimleri Paris, Washington ve Brüksel gibi bölge dışı aktörler tarafından desteklenmektedir. Söz konusu durum, stratejik dengenin Ankara’nın aleyhine dönmesine sebebiyet vermektedir. Nitekim, geçen haftalarda Suriye’den atılan bir füzenin KKTC topraklarına düşmesi, Ada’nın güvenliğinin önemini yeniden ortaya koymuştur. Bu bakımdan, Türk Ordusu’nun icra ettiği 1974 Kıbrıs Barış Harekatı’nın 45. yılı Türkiye ve KKTC arasındaki işbirliği ve dayanışmanın hem Kıbrıs Türk toplumu hem de Türkiye Cumhuriyeti için ne denli hayati öneme haiz olduğunu bir kez daha ortaya koymuştur.   Bilindiği üzere, Kıbrıs Meselesi, bilhassa 1950 sonrası Türkiye’nin iç siyasal gelişmelerini etkilediği gibi dış ilişkilerini de önemli ölçüde etkilemiştir. Bu bağlamda 1955 Londra Konferansı ile başlayan Türkiye’nin Kıbrıs meselesine doğrudan, fiilen dâhil olma süreci, 1959 Zürih ve Londra Antlaşmalarında garantör devletlerden biri olarak uluslararası sözleşme metininde yer almasıyla pekişmiş ve 16 Ağustos 1960’da Kıbrıs’ta toplumların ortaklığı esasına dayalı bir Cumhuriyet’in ilan edilmesi ile kesinleşmiştir. Aralık 1963’te Kıbrıslı Rumlar tarafından Kıbrıslı Türklere karşı başlatılan tedhiş hareketleri, Türklerin zorla mevcut yapı dışına çıkarılması ile sonuçlanmıştır. Türkiye ve Yunanistan'ın 11 Şubat 1959'da kabul ettiği, İngiltere ve Kıbrıs'taki iki toplumun liderlerinin de onay verdiği Zürih ve Londra antlaşmaları, bağımsızlık, iki toplumun ortaklığı, toplumsal alanda otonomi ve çözümün Türkiye, Yunanistan ve İngiltere tarafından etkin garantisi ilkelerine dayanıyordu. Adanın iki halkı arasında ortaklık temelini esas alan uluslararası antlaşmalar uyarınca 1960'da "Kıbrıs Cumhuriyeti" kurulmuştur ve anayasada adadaki Kıbrıslı Türk ve Rum halklarına eşit siyasi hak ve statüsü tanınmıştır.

Bu hadiselerle başlayan, Türkler açısından can ve mal güvenliğinin ihlali süreci, farklı derecelerde 1974’e kadar devam etmiştir. Yunanistan’da Albaylar Cuntası Kasım 1973 yılında yönetime el koymuştur. Müteakiben 15 Temmuz 1974'te Kıbrıs'ta askeri darbe ile yönetimi Nikos Sampson ele geçirmiş ve Kıbrıs Helen Cumhuriyeti’ni ilan etmiştir.  Yunanistan'daki askeri cuntanın emri ile gerçekleştirilen darbe Kıbrıs Millî Muhafız Ordusu, Yunan-Rum paramiliter ordusu EOKA-B ile beraber organize edilmiştir. Darbenin amacı Kıbrıs'ta Yunan ilhakının gerçekleştirilmesi ve Kıbrıs Helenik Cumhuriyeti'nin kurulması hedeflenmiştir. Ardından Yunanistan ve Kıbrıs Rumları, Enosis hedefi doğrultusunda ada da bulunan Türkler’e karşı yeniden harekete geçerek katliam başlatmışlardır. Enosis hedefine ulaşabilmek için silahlanan Rumlar, Yunanistan ile 1974'e kadar Kıbrıs Türklere saldırı, baskı ve zulmü artırmıştır. Türkiye, 20 Temmuz 1974'te Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin (BMGK) 353 sayılı kararı ile İngiltere ve Yunanistan'a "barışın yeniden tesisini sağlamak üzere müzakerelere başlama" çağrısında bulunmuştur. 1960 yılında imzalanan Kıbrıs Cumhuriyeti Garanti Antlaşması'nın garantör ülkesi olan Türkiye, bir diğer garantör ülke olan İngiltere ile ortak bir operasyon gerçekleştirmek için durumu görüşmüştür. Türk heyeti, İngiltere Başbakanı Harold Wilson, İngiltere Dışişleri Bakanı James Callaghan ve Kıbrıs meselesini görüşmek üzere Londra’ya gelen ABD Dışişleri Bakan yardımcısı Joseph Sisco ile ayrı ayrı görüşmeler yapmış fakat bir neticeye varamamıştır. İngiltere'nin destek vermemesi halinde Türkiye tek başına askeri operasyon gerçekleştirme kararı almıştır.

 

19 Temmuz 1974 saat 02.00 da Ankara’ya inen Başbakan Bülent Ecevit, Genelkurmay Başkanlığı’nda komutanlarla toplantılar yapmıştır. Toplantılar sonucunda Bakanlar Kurulu kararı ile adaya müdahale kararı alınmıştır. 20 Temmuz 1974 sabahı Türk ordusunun adaya müdahalesi başlamıştır. Kahraman Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından 20 Temmuz 1974'te başlatılan harekât, adaya barış getirmiştir. 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı ile Kıbrıslı Türkler’in can güvenlikleri sağlanmıştır. Ada’nın Yunanistan’la birleşmesi olan Enosisi’i önlenerek, Sampson rejimi yıkılmıştır. Aynı zamanda Yunanistan’daki askerî rejim çökmüş yerine Constantin Karamanlis başkanlığında sivil Hükûmet kurulmuştur. Türk kamuoyu, ordu, basın ve aydın kitle adaya askerî çıkarma yapılmasına hararetle taraftar olmuşlardır. Harekât ve sonuçları Türkiye’nin beklenti ve menfaatlerini karşılayabilecek durumdadır. Kıbrıslı Türklerin güvenlik meselesi tereddütsüz çözülmüş, “Enosis” geçersiz kılınmıştır. Harekatın başarıyla sonuçlanmasının ardından 13 Şubat 1975'te Kıbrıs Meclisince alınan kararla 15 Kasım 1983'te ise Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) kurulmuştur.

Soğuk Savaş sonrasında, GKRY’nin AB’ne üye olması ve Birliğin artan enerji ihtiyacı, Birliğin bölgeye olan ekonomik, hukuki ve siyasal ilgisini artırmaktadır. Avrupa Birliği, 2004 genişlemesinde Kıbrıs Adası’nı da içine alarak sınırlarını Akdeniz’in doğusuna genişleterek jeopolitik bir güç olma iddiasını arttırmıştır. Türkler ve Rumlar arasında de facto olarak devam eden iki devletli durum ve Türkiye’nin GKRY’ ni tek taraflı olarak tanımaması sebebiyle bu rezervlerin hak sahipliği ve paylaşımı üzerine yeni iddiaları ortaya çıkarmıştır. Doğu Akdeniz bölgesindeki kıyıdaş devletler ile yakın iş birliği başlatan uluslararası enerji şirketleri ve bunları destekleyen devletler; yeni bir enerji jeopolitik merkezi olma yolunda ilerleyen bölgede söz sahibi olmak isteyen tüm aktörler çeşitli politikalar ve ittifaklar oluşturmaktadır. Doğu Akdeniz’e kıyıdaş devletler arasında bahsi geçen konularda; henüz tam bir mutabakat bulunmamaktadır. Hâlihazırdaki koşullar çerçevesinde Doğu Akdeniz’deki en önemli mesele Türkiye-Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve Yunanistan-Güney Kıbrıs Rum Yönetimi arasında cereyan etmektedir.

Soğuk Savaşın aksine, Doğu Akdeniz’de Suriye İç Savaşı’nın yarattığı kitlesel göç, Rusya’nın elde ettiği askeri üsler, Kıbrıs Adasını Büyük Güçlerin askeri üs edinme baskıları, bölgenin barış ve istikrarının muhafazasında hukukun üstünlüğü ilkesi yerine askeri ve ekonomik güç faktörlerinin baskı unsuru olarak tercihi, çözümsüzlük ve karmaşıklığın artmasına, geleceğe dair projeksiyonları zorlaştırmaktadır. Doğu Akdeniz’e en uzun kıyısı bulunan devletlerden birisi olarak Türkiye, coğrafi konumu, tarihi birikimi, ilişkileri bakımından oynayabileceği kilit rolü ile bölgedeki barış, istikrar ve refahı etkileyebilecek öneme sahiptir. Türkiye, coğrafi ve hukuki avantajlarına rağmen, Doğu Akdeniz'de sadece Antalya Körfezi koordinatlarında dar bir alandaki sıkıştırma politikalarına karşı mukabil diplomatik ve hukuki çözüm yollarını harekete geçirmektedir. Bu noktada, Ankara kendi stratejik ulusal çıkarlarının yanı sıra, Londra ve Zürih Antlaşmaları çerçevesinde, garantör ülke sıfatı ile ve KKTC’nin haklarını korumak için aktif bir diplomasi sürdürmektedir. Bununla birlikte, daha barışçı yollarla sınırlandırmayı bekleyen pek çok uyuşmazlık çözüm beklemektedir. Ada’da Türk toplumu ile Rum toplumu arasında bir uzlaşı zemini yaratılamadığı sürece Türkiye ile Yunanistan ve Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki sorunlu ilişkiler de kolay kolay çözülemeyecektir.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin varoluş mücadelesinde büyük emekleri olan; Kıbrıs Türk Halkının önderi Dr. Fazıl Küçük, Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Raif Denktaş, Kıbrıs Barış Harekâtını gerçekleştirerek bu günün Barış ve Özgürlük Bayramı olarak kutlanmasına sağlayan, Türkiye Cumhuriyeti yöneticilerine ve Kahraman Türk Silahlı Kuvvetleri mensupları ile KKTC Güvenlik Kuvvetlerine bir kez daha şükranlarımızı sunuyor ve bu kutlu mücadelede hayatını kaybeden şehitlerimizi rahmet ve minnetle yad ediyoruz...

Hazırlayan: Prof. Dr. Mesut Hakkı Caşın